
Aşırı yağmur yağınca hep bir umut doluyor içime. Yıllar önce her zamanki gibi okul servisini beklerken her zamanki gibi olmayan bir yağmur yağıyordu. Bilimsel olarak yaptığım hesaba göre, yada sallamayayım hesap mesap yapmaya gerek bile olmadan, açmış olduğum şemsiyenin benim küçücük bedenimi rahatlıkla yağmurdan koruması ve o duyguyla birlikte de “ıslanmana asla izin vermem” nidalarıyla bana güven vermesi gerekiyordu. Ama gelin görün ki o kadar ıslanmıştım ki (çünkü yağmur her zamanki gibi gökyüzünden değil, yerden gökyüzüne doğru yağıyordu. Şemsiyeyi ters tutuyormuşum oysa ki) bir an şemsiyenin beni daha da çok ıslattığına bile inanmıştım. O derece yani, artık siz düşünün. Neyse. Tabi ki bu arada servis geç kalmış, kim bilir yurdun kanalizasyondan nasibini almamış hangi köşesinde mahsur kalmıştı. İşte o çok sevinçli ana geliyorum. Aradan biraz zaman geçtikten sonra hoparlörünü açmış polis arabasından bir memur olanca gür sesiyle bugün okulların tatil olduğunu müjdeliyordu. Evet belki de ben ıslanmakla uğraşırken sabah haberleri bu müjdeli haberi izleyicilerine iletiyorlardı. Evet bulunduğum memlekette zaten bir damla kar bile, bırakın okulları tatil etmeyi, yaşamı bile felç ettiğinden, bu tip müjdeli haberleri hep yağmur sayesinde alıyorduk. Sevinç içinde eve geri dönmüştüm. Teytey..
En son işyerinde paçalarımdan akan suyu bütün ofisi çamura bulama aracı olarak kullandıktan sonra, pantolonumu kaloriferde kurutmaya çalışırken fark ettim. İçimde hala aynı umut vardı. Çocuk tarafım neşe içinde eve doğru yürümeye başlamıştı bile o gün. Diğer yanım ise kapitalist sistemin çarklarının içinde her geçen gün daha da eridiğinin farkında bile değildi. Bilgisayarı açtım ve küfrettim.
