
Beyler arkaya doğru ilerleyelim lafı ayakta duran ve özellikle otobüse binmeye çalışan güruhu gaza getirmeye yetmişti bile. Gerçi ben daha bir durak önce bu otobüs fazladan bir kişi bile almaz dedikten sonra otobüse elli kişi daha binmişti. Benden nerdeyse metrelerce uzakta duran direğe parmak uçlarımla tutunmaya çalışırken bir önceki saf düşüncemi yeni bir durakta yine içimden geçiriyordum. Çünkü asıl düşüncem (özellikle elli kişiden sonra) değil fazladan bir kişi almak, otobüsün beni bile fizik kurallarına göre içinden dışarı atması gerekmesiydi. Tabi burada bahsettiğim eylemsizlik momenti türünden fizik kuralları değil. Anlatmak istediğim kıçının başka birinin kıçına değerken araya yine başka birinin girememesi gerekliliği yada yine kıç çapının üçte biri kadar yere sığamamamız gerekliliği falan. Sanırım otobüsün içindeki kalabalığı birazcık da olsa anlatabildim. Bir sonraki “beyler” sesiyle güruh yine atağa geçti. Yanımdaki adamın “iftar vakti yaklaşıyor, yazıktır günahtır” sözleri ise otobüse binmeye çalışan insan grubunun orta ve arka kapı olarak tabir edilen otobüse diğer biniş deliklerine hücum etmesine yetti bile. Tabi burada yurdumuzun tipik ramazan ayı boyunca diğer Cuma günlerinde olduğu gibi günah kavramının gelişmesi, diğer zamanlar sokakta “ananıskim” diye dolaşan adamların “it herif” lafını duyduklarında “vay anasını dünyada ne cehennemlik insanlar var” düşüncesini aklının küçücük bir köşesinden geçirmesi durumlarını ayrıca ele almak lazım. Çünkü burada konumuz otobüsün olması gerektiğinin yüz katı kalabalıkla yolda ilerlemeye çalışması.. Neyse. Fizik kuralları meselesini dakikalar önce inkardan sabıka giymiş otobüs, gerçekten de değil elli kişiyi yüz elli kişiyi bile içinde barındırmak ister gibi davetkar bir hava veriyordu dışarıda kapılara hücum eden kalabalığa. Çünkü dışarıda gözüne ve diğer organlarına perde inmiş insanlar, hala otobüsün arka taraflarının boş olduğunu düşünmekteydiler. En azından inanmak istemiyorlardı. Hani sen ne kadar laf anlatırsan anlat “hayır hayır öyle değil” diye direten insanlar vardır ya. Hah işte onlardan. Lafı çok uzattım. Hikayenin gerisini merak edenlere geliyor. Üretici firma tarafından her ne kadar tek katlı ve tabelasında bilmemkaç kişiliktir diye yazmasına rağmen, bizim meşhur otobüs, o günlük, karayolu hayatına üstünde yine insanlardan oluşmuş diğer bir kat (iki katlı) ile devam etti. Yolculuk esnasında kendimi “iyisin, iyisin bir şeyin yok” diye defalarca telkin etmeme rağmen, ineceğim durağa geldiğimde bayılmış bir şekilde yolda yatar halde buldum. İyi ki böylesi iyi insanların olduğu bir memlekette yaşıyoruz da artık kolonya ile mi tokat ile mi nasıl ayılttılarsa beni.. Diye sallamama hiç gerek yok. Son: Puflaya puflaya evimdeyim işte.
