düşündüm yine. insanların temel ihtiyaçları olan yemek,içmek,sıçmak,sevişmek vb. haricindeki ihtiyaçları yaratıp bunun için savaşmaları, belki bir hiç uğruna didinip durmaları ne yaman bir çelişkidir. söylemek istediğim şu. şimdi bu kapitalist düzenin içinde çalışmamızın, kariyer uğruna didinmemizin sebebi ne olabilir ki? hangi güç bizi sonu olmayan bir kısır döngünün içine soktu da, geceleri, tekrardan yorulup uyumayı istemek için dinlenmeye itti. yoksa bize hep öğretilen insanın yukarıda saydığım temel ihtiyaçlarının dışında başkaları da mı var? hırs,güç,iktidar,para,kıskançlık,şöhret,beğenilme de insanın yaşamanı idame ettirebilmesi için temel ihtiyaçlarından mı? anlayamıyorum. an geliyor yaşam anlamını yitiriyor. yeni değil zaten kendimi hayatı anlamlandırmaya çalışmada bulmalarımın. sebebi hep bu demek ki, insanların klasik şehir hayatından kurtulup kendilerini uzak diyarlara atmak istemelerinin. bu noktada iki seçenek var. birincisi bize dayatılan aslında yapımıza uygun olmayan bir hayat şekliyle yaşıyoruz. ikincisi ise bunun bizim kendi tercihimiz olduğu. belki de ne öyle oluyor ne de böyle şeklinde bu da cevabı olmayan sorulardandır. peki özünde bu hayat şartlarına karşı çıksak da yine bu hayatı bırakıp gidemememizin sebebi ne olabilir ki? kimbilir...
